Shanti Yoga Merkezi

Sen neye hazırsan o da senin için hazırdır...

Yoga
Yoga Terapi
Bitkisel Tedavi
Şiyatsu
Çigong
Ayurveda
Detoks
Masaj
Hakkımızda
Ders Programı
Haberler
İletişim
 DETOKS

 

Bütün dünyada hem kadınların hem de erkeklerin hayatlarının kanıksanmış bir parçası olan kronik ağrı, bitkinlik, sindirim sorunları, uykusuzluk, yüksek tansiyon, kalp problemleri ve diğer rahatsızlıklar insanların hayat kalitelerini düşürüyor ve tarifsiz mutsuzluklara sebep oluyor. Peki buradaki problem nedir? Problem en basit ifade ile toksinlerdir. Tıpkı sinekleri pisliğe çeken, nehirlerdeki balıkları öldüren ve çevreyi kirleten zehirlilik gibi…Hazır yemekler ve besin değeri taşımayan yiyecekler, bozulmayı önleyen koruyucular ve katkı maddeleri, kimyasal olarak kirlenmiş hava ve su, çılgınca yaşadığımız hayatlar ve gelişigüzel kullandığımız ilaçlar insan sağlığının çöküşüne ve insan vücudunun acımasızca kirlenmesine neden oldu.

 

Yaşlanmak sadece zaman ile ilgili değildir; vücutlarımızın belirli bir süreç içinde izin verdiğimiz bozulma oranıdır.

 

Kronik bir hastalık veya bozuk sağlık koşullarını iyileştirmenin tek gerçek yolu, vücudu toksinlerden arındırmak ve direnci, bağışıklığı azaltan, kanı ve dokuları kirleterek mikroları çeken esas sebebi yok etmektir.

 

Tüm mikropların hayatta kalabileceği ve üreyebileceği şartlar çok sınırlıdır. Patojenlerin insan vücudunda varlıklarını sürdürebilmesini sağlayan iki temel durum, asit düzeyi yüksekliği ve yetersiz oksijendir.

 

Hangi detoks programını uygulamış olursanız olun günde 2-3 litre tercihen alkalik su içmek, detoks işlemi sırasında dokulardan çıkan büyük miktardaki asitlerin ve diğer toksik atıkların seyreltilmesi, nötrleştirilmesi ve atılması için gereklidir. Su evrensel çözücüdür. İnsan vücudunun yüzde 70’den fazlası sudan oluşur, kanın yüzde 90’ı ve beynin yüzde 85’i sudur. Kemiklerde bile yüzde 35 oranında su bulunur. Günümüzde, kronik su kaybı (dehidrasyon) tüm dünyada sık rastlanan bir durum halini almıstır. Amerikan halkının yüzde 75’inin kronik bir su kaybı durumunda yaşadığı tahmin edilmektedir. Diğer sanayileşmiş ülkelerdeki düzeylerin de benzer olması olasıdır. Vücuda susadığında “su iç” sinyali veren susuzluk refleksi, açlıkla karıştırılmakta ve atıştırmayı teşvik ederek obeziteye ve yiyecek bağımlılığına sebep olmaktadır. Washington Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada bir bardak suyun, katılanların yüzde 100’ünde “gece yarısı atıştırması’ sendromunun etkili bir biçimde durduğu gözlenmiştir.

 

Birkaç araştırma, ortalama insanın günde beş bardak saf su içerek kolon kanseri riskini yüzde 45, göğüs kanseri riskini yüzde 80 ve mesane kanseri riskini yüzde 40 azaltabildiğini göstermiştir. Başka bir araştırma ise günde sekiz bardak su içilmesinin sırttaki ve eklemlerdeki ağrıları önemli ölçüde azalttığını göstermiştir.

 

Deniz suyunun PH’sı, sağlıklı kanınki ile aynıdır ve insan vücudunun gereksinimi olan tüm gerekli mineralleri ve iz elementlerini doğru oranlarda içinde barındırır. Bu yüzden deniz, özellikle modern diyetlerde eksik olan nadir iz elementleri açısından insan vücudu için mükemmel bir mineral kaynağıdır. Ayrıca kanda ve dokularda asidozu engelleyen alkalik elementler için de zengin bir kaynaktır. Eğer denize yakın yaşıyorsanız, deniz suyundan buzdolabınızda bir şişe bulundup, hergün birkaç mililitresini bir bardak saf suda seyreltip içebilirsiniz.

 

Kelt deniz tuzu, içinde her biri insan sağlığı için gerekli olan 84 mineral ve iz elementi barındırır. Açık gri renk ve nemli kristaller, tuzdaki sulu tortunun varlığını belirten izlerdir. Vücuda tüm gerekli mineralleri sağlamanın yanı sıra detoks ve gençleşmek için çeşitli faydalar da sunar.

 

İçinde, endüstriyel olarak işlenmiş sofra tuzuna katılan rafine iyottan farklı olarak, vücudu ortamdaki radyasyonun ve atmosferdeki radyoaktif serpintinin zararlı etkilerinden koruyan organik iyot barındırır. Kelt deniz tuzundaki mikro-mineraller böbreküstü ve hipofiz bezlerinin hayati hormonları dengeli salgılamak için gerek duydukları elementleri sağlar. Araştırmalar göstermiştir ki rafine sofra tuzu kullanıldığında, böbreküstü bezlerinin ve hipofizin salgı bezinin salgı düzeyi, canlılığı, motivasyonu ve libidoyu düşürecek biçimde azalmaktadır. Sofra tuzundaki sodyum sertleştirilmiştir, dolayısıyla vücutta çok uzun süre takılıp kalır ve tansiyon problemlerine sebep olur. Kelt deniz tuzundaki sodyum doğal esnek formunu korur, daha az yoğundur ve vücuttan daha çabuk çıkar.

 

Detoks süreci boyunca cildinizi korumanın ve toksik atıkların gözeneklerden atılımını hızlandırmanın en iyi yolu vücudunuzu ıslatmaktır; hatta bu, sadece deniz tuzu, epsom tuzu, uçucu bitkisel yağlar eklenmiş sıcak suyla ayak banyosu bile olabilir. Tüm vücudunuzu ıslatma imkanınız veya evde kuvetiniz yoksa, ayak bileklerinize kadar gelen tuzlu suyla yapılan ayak banyosu, toksinleri lenf kanalları aracılığı ile ayaklarınıza indirip atılımı sağlamak için çok etkilidir.

 

Detoks amacıyla uygulanabilecek en iyi hafif egzersiz yogadır. Kasları esnetmek, dokulardaki kirli kanı dışarı pompalarken arterlerden taze kanın içeri girmesine olanak sağlar. Bu hareketler, her zaman yumuşak, yavaş, akıcı ve minimum eforla uygulandığı için dokularda laktik asit birikmesine yol açmaz, kalbi yormaz ve nefesi kesmez. Kan, beden ve nefes durmak ve hareketsiz kalmak üzere değil, hareket etmek üzere tasarlanmıştır. Çok uzun süre hareketsiz kalan her şey canlılığını yitirir ve çürümeye başlar. O yüzden buradaki mesaj şudur. Herşeyi kaybetmeden önce hareket etmeye başla!!!

 

Ayrıca nefes egzersizlerinin de detoks etkisi oldukça fazladır. On beş dakikalık  yavaş, düzenli ve derin soluma sinir sistemini iyileştirici parasempatik konuma geçirerek kan dolaşımını anında hızlandırır, kan basıncını düşürür, bezlerin salgılamalarını destekler, sindirim fonksiyonlarını geliştirir, tüm bedende detoksu ve bağışıklık tepkisini harekete geçirir. Yaklaşık üç yüzyıl önce Taoist üstat Shen Chia Shu şöyle belirtmiştir. “ Nefes almak ve bununla baglantılı egzersizler, tıbbi tedavi sağlamak açısından herhangibir ilaçtan yüz kez daha etkilidir.“ Bu bilgi insanlar için vazgeçilmezdir ve her hekim bunu titizlikle incelemelidir.