Aromaterapi Aromaterapi, bitkilerden elde edilen yağların kullanımına dayanan doğal bir tedavi yöntemidir.
Aromaterapik yağ adını verdiğimiz uçucu yağların elde edilmesi 6000 yıl önceye dayanmaktadır. Mezopotamya'da arkeologlar 6000 yıllık distilasyon cihazı bulmuşlardır. Aromatik yağlar binlerce yıllık geçmişi ile insanlığa şifa dağıtan iyileştirici özelliği olan yağlardır. Bu yağlar çiçeklerden, köklerden, ağaç ve meyve kabuklarından, yapraklardan damlacıklar halinde elde edilip, bitkilere hayat ve koku veren tüm özellikleri taşırlar. İnsanoğlu, bitkinin yaşam enerjisi sayılan bu yağların yararını binlerce yıl önce keşfetmiştir.
Aromaterapi sözcüğünü ilk olarak 1920 lerde Fransız kimyaci Rene-Maurice Gattefosse tarafından türetildi. Parfüm laboratuarında yaşadığı bir kazadan sonra eli yanmıştı ve yaralı elini hemen lavanta yağı dolu olan bir kaba soktu ve ağrının hemen azaldığını farketti ve daha sonra hiçbir yanık izi kalmadan iyileştiğini gözlemledi. Bu iyileşmenin etkisi ile bundan sonraki yaşamında uçucu yağların tedavi edici etkisini araştırmaya başladı. Fransız tıp doktoru olan Dr. Jean Valnet, Gattefosse’nin çalışmalarından çok etkilendi. İkinci dünya savaşı sırasında kangren tedavisinde uçucu yağları kullandı.
Aromaterapinin uygulama yolları;
1) Mekanın kokulandırılması ile
2) Teneffüs, buğu yoluyla
3) Deri yolu ile
Masaj yoluyla, Masajın iyileştirici ve dinlendirici özelliği sayesinde insanlar rahatlatılır ve böylece bitkisel öz yağlar sisteme daha çabuk girerek emilim gerçekleşir.
Banyolar,
Kompres yoluyla, Ilık veya sıcak su içine damlatılan yağların bezler yardımı ile vücuda kompres edilmesi sonucu gerçekleşir.
Vücuttaki esaslı ve derin etkisi açısından en önemli izlenen yol (kanal) koku duyusudur. Uçucu yağı kokladığımız zaman buhar, koku alma sinirlerimizin uzantısı olan küçük tüyleri uyarır. Koku alma siniri, dış çevre ile direk olarak bağlantı kurup doğrudan beyne giden tek sinirdir. Diğer duyularımızın hepsi (dokunma, işitme, görme, tat alma) uyarılar beyne ulaşmadan önce birkaç siniri ve sinirlerin birleşmesini kapsar. Koku alma sinirleri daha çok limbic sistem olarak bilinen veya saurian veya reptilian beyin olarak da adlandırılan beynin asıl kısmını uyarır. Bu duyguların, isteklerin, şiddetli arzuların ve anıların oluşumunda ve tepkisinde önemlidir. Bu direkt bağlantı, uçucu yağların varoluşumuzun çok derinlerinde, esaslı ve ani tepkilere sahip olmasının nedenidir.
UÇUCU YAĞLAR
Uçucu Yağlar: Bitkilerde bulunan aromatik ve kolayca gaz haline gelebilen bileşenlerdir. En aktif fizyolojik özellikleri içerirler. Bazı uzmanlar onların bitkilerin yaşam gücünü içerdiğini söyler. Uçucu yağlar kimyasal olarak alkol, aldehid, keton, fenol, terpenes, seskiterpenes, eter ve esterden oluştumuştur. Yaşayan bir bitkide bu uçucu yağ bileşenleri, büyüme ve üreme için hormonlar, döllenmeyi sağlayacak böcekleri cezbeden, bitkileri yağmacılardan (ot oburlar ve böcekler) ve bakteriyel, virütik ve mantarcı istilalardan korumak için savunma mekanizması sağlayan kokular için bitki pheromone’leri olarak kullanılır. Bazı bitkiler korunma için geliştirdikleri çok yüksek uçucu yağ konsantresine sahiptir. Biz onları tıbbi bitkiler olarak adlandırıyoruz ve onları binlerce yıldır vücudumuzun savunma gücünü arttırmak için kullanıyoruz.
Uçucu yağlar bitkinin tüm bölümlerinden sağlanabilir.
Çiçeklerden üretilmiş uçucu yağların daha çok vücutta sakinleştirici, uyuşturucu ve gevşetici etkileri vardır.
Reçine, ağaç, ağaç kabuğu ve sızıntılar, vücutta akışkan bir şekilde aktif olarak hareket eden kızıştırıcı uçucu yağlar üretirler.
Yapraklar, klorofilin yeşil renginden gelen (hemoglobin yapımızla yakından ilişkili) şifa verici ve yatıştırıcı özelliklere sahiptir.
Kökler; Bitkinin toprak özelliklerini içerir ve çok sağlamlaştırıcı olabilirler.
Meyvalar oldukça geliştirici, açıcı ve uyarıcı uçucu yağları üretirler. Biz bu uçucu yağları dosha dengesizliklerimizi değiştirmek için kullanabiliriz.